HEPİMİZİN PARALARI DENİZE AKIYOR…

Kuraklıktı, soğuktu derken gelmeyen kış geldi. Basında ve sosyal ağlarda kuraklık alarmları verilirken gelen bu yağışlar bizleri çok çok rahatlattı. Ancak bizim bu yağışlara olan ciddiyetimiz, karınca ve ağustos böceği hikayesinde ki ağustos böceğinin felsefesinden çok farklı değil . Yani varken har vurup harman savur yoklukta apışıp kal…

 Peki bunun bize en büyük zararı ney?

Tarımsal amaçlı makale yazdığım için kuraklığın zararlarının beşeri boyutuna burada değinmeyeceğim. Ancak tarımsal zararın dolaylı olarak beşeri zararı da var.

Zeytincilikte, günümüzde bilinen bir gerçek var ki oda artık her zeytin aynı şekilde değerlendirilmiyor. Zeytin yetiştiriciliğinde barem artık çok önemli bir konu oldu. Basit bir hesap yapalım. Mesela ortalama 100 ağaçlık bir zeytinlik ele alalım, bu bahçenin ağaç başı ortalama 25 kg zeytin verdiğini düşünürsek bu bize 2500 kg toplam zeytin yapar. Mevcut kuraklık koşullarıyla zeytinde barem şansımız çok az. Üst boy, yağlık, ezme, alt boy derken ortalamanın 6,5 TL olduğunu varsayalım (ki yaklaşık Erdek ortalaması) buda bize 16250 TL gelir sağlar. Peki, biz aynı araziyi düzenli bir şekilde sulayabildiğimizi düşünelim. Ortalamanın 13 TL civarına gelmesi çok uzak bir ihtimal değildir. Bu da o araziden kazancımızın 32.500 TL olması demektir. Aynı bakım, aynı ilaçlama ancak kazanç iki katı… Barem artışıyla ağaç başı kilo artışını hesaba katmadım bile.

Birde şöyle düşünün 100 ağaç için yaklaşık 12,500 TL gibi bir masraf olduğunu var sayarsak, cebinize giren 20.000 TL’mi yoksa 3750 TL’yi mi tercih edersiniz? Hem de hemen hemen aynı emekle. Bu rakam çok çok daha yukarılarda da olabilir ki bu sadece basit bir hesaplama… 

Peki, Bu ne demek?
Erdek bölgesine yaklaşık bu sene 37.000.000 TL – geçen sene 43.000.000 TL Marmarabirlik tarafından nakit giriyor. Düzgün bir sulamayla bu rakamın en az bu sene 74.000.000 TL – geçen sene 86.000.000 TL ve daha üstü olması çok muhtemel. Yani şehir ekonomisi de susuzluktan ciddi şekilde zarar görüyor. Çiftçi düzgün sulamayla tüm ilaç, gübre, budama, toplama masraflarını çıkardıktan sonra kuraklık koşullarında aldığı paranın tamamını cebine koyuyor.

Peki, Kuraklığa çözüm var mı?

Bu soruyu bir Arap’a yada bir İsrailliye sorsak herhalde gülmekten bayılırdı. İsrail malumunuz tropik bölgeye ve ekvatora Türkiye’den çok daha yakındır. Pek çok bölgesi dağlık olmayan İsrail’in en önemli su kaynaklarından birisi Golan tepeleridir. Bu tepeler Suriye – İsrail sınırında olup, tepelerin İsrail tarafından gelen yağışlarla ülke yemyeşil olduğu gibi her türlü tarım ürününü yetiştirebilmektedir. Hatta ve hatta tohum yetiştirip tüm Dünya ya satıp ülke ekonomisine çok büyük katkı sağlamaktadır.

Bir diğer kurak ülke örneğimiz ise Birleşik Arap Emirlikleri. Çoğu çöl yapısında ve yağış alamayan bir ülke olan Emirlikler’e yılda ortalama 10 gün ve çok az miktarda yağmur yağmaktadır. İçmeye suyu dahi olmayan bu ülkenin, yerin derinliklerinden de temiz içme suyu bulma imkanı yoktur. Böyle olunca bu ülke çözümü deniz suyunu damıtıp içilebilir hale getirmek ve damıtma sırasında elde ettikleri tuz ile bulutları aşılayıp yağmur oluşturmada kullanıyor.

Peki bizdeki durum ne?

Yukarıda verdiğim iki farklı ülke örneklerinde imkânsızlıklar imkâna çevriliyor ancak bizde sayısız büyük ve küçük akarsular, göller, havzalar mevcut. Ayrıca dağlık ve bol yağış alan subtropik bir bölge olduğumuzdan su kaynaklarımız çok fazla. Yer altı kaynaklarını saymıyorum bile… Peki, bu sular ne oluyor?

Çoğu denize akıyor. Göllerin ve akarsuların yakınlarındaki bölgeler dışında da randımanlı bir kullanım söz konusu değil.

Biz gelelim bölgemize, kış ve ilkbahar aylarında yağan yağışlar hendekler vasıtasıyla bahçelerden uzaklaştırılıp denizlere akıyor. Çeşitli hastalıklara neden olan bu suyu bahçelerimizden uzaklaştırmak için doğal olarak tedbirler alınıyor… Depolamadığımız yada elimizde tutamadığımız için denize akan bu suya yaz hatta sonbahar aylarında çok ciddi şekilde ihtiyaç duyuyoruz. Yaklaşık %90’ı sulanmayan bahçelerimiz kış ve ilkbahar aylarında su içinde yüzerken yaz ve son bahar aylarında kuraklıktan kavruluyor. Bu sorun Çiftçi Malları Korumanın kısıtlı imkanlarla verdiği suyla çözülemez. Herkes suçlu olarak Çiftçi Malları Korumayı görüyor ama el insaf…

 Peki bir Çözüm var mı?

Bence var. Erdek, Kapıdağ yarım adasında bir koy. Zeytinlik ve tarım arazilerimiz bu yarım adada ya yamaçlarda ya da yamaçların bittiği ovalarda. Mevcut zeytinliklerimiz Muhle, Pulakes Arnavutköy, Katıkirman, Oduncuyolu, Papazsırtı ve diğer tüm köy zeytinlikleri yüksek yerlerde ve onların devamındaki düz ovalarımızdadır Yani zeytinliklerimizin üst kısımlarında sadece kışın ve ilkbahar aylarında yağan yağışları toplayacak bir su toplama havzası ya da bir gölet yeterli olur. Suyu meralara hatta ve hatta gerek duyulduğunda şehir merkezine dahi cazibeyle bile vermek mümkün.  Örneğin Oduncu yolunun üst kısımlarına yapılacak bir merkez ile güneyde Papazsırtı üzerinden Gedeve ve Kastri, Kuzeyde Katıkirman üzerinden Kabaktarla’ya kadar tüm meralar rahat rahat sulanır. Bu Erdek meralarının yaklaşık %70-80’i demek. Sadece bir merkezle…

Buradan işi basite indirgeyip ahkam kesmiyorum. Sadece elimizde olabilirliği yüksek seçeneklerimiz olduğunu söylüyorum. Suyumuz var,  Arazilerimiz müsait, Ekipman ve teknik destek olanaklarımız var peki eksik olan ney? Sulama projelerine harcanacak parayı bir sene ya da en fazla iki sene çiftçi, meydana gelecek barem farkından verse bile bu maliyetler ciddi oranda karşılanabilir. Buna devlet kredileri ya da desteklerini dahil bile etmiyorum.

Peki en büyük engel ney?

Bir Sivil toplum kuruluşu, oda ya da kooperatif dendiğinde çiftçinin aklına hemen 2 şey geliyor. Birincisi ticari rant diğeri ise siyaset. Hiçbir tüzel yada gerçek kişilik hakkında kişisel bir yorum yapmıyorum ancak algı bu şekilde. Bu beni ilgilendiren bir şey değil ancak bu konu, değil Erdek’in sorunu olmak, Dünya’nın gelecekteki en önemli sorunlarının başında. Bunu çiftçi tek başına asla yapamaz. Artık birlik zamanı, artık hizmet zamanı. Kimse topu birbirine atmamalı. Seçilmişler ne taraftan seçilirlerse seçilsinler halkın tarafında olduklarını, isimlerin, kaldıkları süreyle değil verdikleri hizmetle unutulmaz olacağını anımsamalıdırlar. Bu konunun Belediyesi, Büyükşehiri, Odası, Kooperatifi, Kamu kuruluşları yok. Bu hepimizin sorunu ve ciddiye almazsak hepimizin sonu. Kimse, “o yapmadı”, “bu engel oldu” demeyip “ben bunu yaptım”, “o bunu yaptı” şeklinde yarışılması gereken bir konu. Amaç hizmet etmek mi? Alın size gerçek bir hizmet alanı gerçek bir vazife. Kim samimi kim siyasi, işte size er meydanı…

Dediğim gibi kişiler süreleriyle değil hizmetleriyle anılırlar. Nasıl bir Ali Haydar Sarı Sahil bandıyla eski başkan unutulmadıysa (ki ben Ali başkanı hayal meyal hatırlarım) ya da Kızarandere suyu ve arıtmasıyla Hamit Nural Başkan anılıyorsa, bu hizmeti de bugün ya da yarın ama mutlaka bir gün getiren efsane olacak. Bunu yapanın beyinlerde görülmez heykelleri dikilecek. Bu hizmet olsa iyi olur değil olmazsa olmaz bir hizmet. Erdek’imize, zeytinimize, hayat kalitemize artıları unutulmayacak bir hizmet.

Senelerdir bahçelerimizin kenarlarından günlerce denizlere akan bizim sadece suyumuz değil geleceğimiz. Zeytincilik çok zor günler yaşıyor. Çevrenize bakın, eskiden aile işletmesi olan zeytinlikler bir bir satılıyor ya da terk ediliyor. Adam akıllı zeytincilik yapan birkaç kişi kaldı desem abartmış olmam. Her geçen gün bu sayı azalıyor. Artan maliyetlere istinaden düşen gelir bu işin cazibesini iyice kaybettiriyor.

Zeytincilik bu bölgenin can damarı. Turizmden parayı ancak birkaç işletmeci kazanıyor. Para kazananların da ciddi bir kısmı Erdek’te yaşamıyor. Artı Erdek’e artık para kazandıran bir turist de gelmiyor. Erdek turizm açısından bir cazibe merkezi olarak görülmüyor. Balıkçılıkta belli bir kısmın ve bir iki köyün dışında yapılmıyor. İnşaat yapılabilecek yeni yerler nerdeyse yok. Ama zeytincilik hem direkt hem de dolaylı olarak Erdek’in en önemli gelir kaynağı. Zeytin ya da diğer bir deyişle Erdek ekonomisi ciddi bir tehlike altında.

İşin en kötüsü bu sıkıntının çözümü var. Burası ne İsrail ne Birleşik Arap Emirlikleri nede Sina çölü. Hem doğamız, hem topografyamız, hem devletimiz hem de insanımız bu konuda fazlasıyla yeterli. Biraz gayret, biraz ciddiyetle bu sorunu aşmamız işten bile değil.

Şunu da söyleyeyim, bu su tedariki olayı gerçekleşecek, er ya da geç gerçekleşecek. Bunu ya biz yaparız yada başkaları. Ama siz topraklarınıza sahip çıkmazsanız başkaları mutlaka sahip çıkar. O gün bu topraklara misafir gelenler ev sahibi olur sizde yabancı…


Yayımlandı

kategorisi

, ,

yazarı:

Etiketler:

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir